HABERLER

Çerkes Kimliği Üzerine Notlar

BAĞLARBAŞI RUHU                                      Yalçın Karadaş, 11 Haziran 2010, İstanbul

 

17 yaşımda üniversite öğrencisi olduğumda -yıl 1977- artık Kafkas Kültür Dernekleri’ne gitme hakkını kazanmıştım. O zamana kadar çocuktum ve Çerkes-Türk milliyetçisi tarzımdan da ürken, “Wuzrı Adığer jomıa!*” diyerek beni sürekli uyaran rahmetli babam, bu “komünist yuvası”nda başıma bir şey gelmesini istemiyordu.

 

Hem Çerkes milliyetçisi hem de, ırkçı eğitim sisteminin yarattığı Türk milliyetçisi sempatizanı olabilen benim gibi pek çok genç vardı o zamanlar. Bilmiyorum, belki bugün de bolca vardır bu tip insanlardan.

Ancak geçen yıllar ve dernek yaşamı hepimizi değiştirdi.

 

Aradan bunca yıl geçmişken geriye baktığımda en güzel anılarımın derneklerimizin faaliyetleri içinde olduğum anlar imiş. O zamanlar Adığe, Abaza, Karaçay, Çeçen, Oset ve Dağıstanlı olmak “birlikte “ olmamıza engel değildi. Aksine bu bize güç verir ve çeşitliliğimizin bize kattığı güzelliğin farkında olurduk.

 

Bugüne baktığımızda bir mikro milliyetçiliktir bir şovenliktir bir ötekileştirme merakıdır gidiyor. Bunu da kendini aydın sananlar yaygınlaştırıyor. Zaten ben 30 yaşlarıma geldiğimde bunlardan ve ağabeylerinden ilk kez duymuştum “Kabardey” olduğumu. Biz o zaman kadar kendimizi Çerkes sanır, hangi Çerkeslerden olduğumuz sorulduğunda “Adığe” derdik. Kabardey bir bölgesel addı ve Adığe kadar kapsayıcı ve bilinir değildi bizim için. Şimdi ne oldu!?

 

Artık Adığeler dışındaki tüm Kafkas halkları kendi dernek vb. örgütlenmelerini kurmuş haldeler ve diğerlerine tepeden bakıp, kendi kimliklerini diğerlerinden ayrıştırmaya çaba sarf ediyorlar. Olayı o kadar uç noktalara taşıdılar ki, binlerce yıldır birlikte olan Adığe, Abaza ve Ubıhları bile birbirlerinden uzaklaştırmaya kararlı görünüyorlar.

 

Bağlarbaşı derneğinde artık bir Oset, Karaçay, Dağıstanlı ya da Çeçen bırakın yönetimlere girip başkan falan olmayı; uğramıyorlar bile. Zaman zaman Uzunyaylalılar, zaman zaman da Batı bölgesi Adığeleri, Ankara’nın yönlendirmesiyle “iktidar” oluyor. Herkes kendi yoluna tavrı alkışlanarak uygulanıyor. Marifetleri bu ya!

 

Ancak Çeçen Faruk Kutlu, Oset Jale Kuşhan, Abaza Kenan Özgür ya da Adığe Ahmet Özel gibi arkadaşlarımızın sergilerinde bir araya geldiğimizde, hepimiz birbirimize bakıp, yapılanın ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu sorguluyoruz. Birbirimizin gözlerine bakınca eski günleri hatırlıyor ve anlıyoruz ki yapılanlar yanlıştır.

 

Bu yüzden 70’lerin tüm Kafkas halklarını bir araya getiren Bağlarbaşı ortamını tekrar yaratabilmenin yollarını arıyoruz. Bu akşam da Oset Leyla’nın Fıççın Restaurant’ında buluşacağız tüm eski Bağlarbaşı gençliği ve bu gençliğin yarattığı ruhu anlayabilmiş diğer Kafkasyalı arkadaşlarımızla.

 

Birbirimizi seviyor, saygı duyuyoruz; farklılıklarımızın birlikteliğimize kattığı gücün ve güzelliğin farkındayız.

Keşke siz de bir dahaki sefere aramızda olsanız.

Bekliyoruz.

 

* Çerkes olduğunu sakın söyleme!

‘ÇERKESYA’ ÖTEKİLEŞTİREREK YARATILAMAZ- 1

 

Yalçın Karadaş (K’eref)

 

Bu sayfalarda da yer alan bazı aydınlarımız sonunda olması gereken bir yola girdiler. Çerkesya kavramına ve Çerkes kimliğine gündemde sağlam şekilde yer kazandırmaya çabalıyorlar. Sonuna kadar aynı mücadeleye varım ve yıllardır da bunun içindeyim. Herkese teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.

 

Ancak söylemlerin ve kavramların bazıları bana uygun ve doğru gelmiyor:

1-      Çerkes eşittir Adığe kolaycılığı.

2-      Adığe dışındaki her halk ‘öteki’dir; komşu olabilirler ama bizi bağlamaz düşüncesi.

3-      Abaza ve Ubıhlar bize akraba halklardır. Ubıhlara henüz bir karar veremedik ama artık Abazalar da bizi bağlamamalı söylemi.

4-      Öteki Kafkasyalılar bizi hiç ilgilendirmiyor hatta çözümü engelliyor ve sorun yaratıyor siyaseti.

 

Şimdi biraz kafamızı zorlayalım bakalım nelerle karşılaşacağız?

 

Aydınlarımızın önemli bir kesimi Çerkesya kavramını ‘dil’ üzerinden giderek Adığeler ile sınırlandırıyorlar. Yani “biz bir ulus olacaksak -ya da ulus isek- ötesi, devlet olacak isek aynı dili konuşmalıyız; her yerde de sadece Adığe diliyle konuşanlarla örgütlenmeliyiz” demekteler. Çünkü hakim bilimsel literatür ve deneyimlerimiz genelde bunu emretmektedir.

 

Bu literatür tartışılamaz doğru mudur; istisnası olamaz mı; bu vb. siyasi kavramlara bakış literatürde hep sabit midir? Bakalım, irdeleyelim naçizane.

 

Çerkes kimliği içinde kabul edilip en önemli siyasi güce ve nüfusa sahip topluluk olan Kabardeyler konusunu öncelikle ele alalım. Kabardeyler tarihin önemli bir diliminde Batı Adığeleri’nden farklı tarihsel ve sınıfsal süreçlerden geçmişlerdir. Bazı harita ve belgelerde Çerkesya dışındaki bir siyasi yapılanma olarak da görürüz. Tarihsel Kabardey toprakları içinde köken itibarı ile nerdeyse her Kafkas halkı bulunmakla birlikte Adığeler’den sonra Abazalar ciddi bir nüfusa tekabül eder ve onlar kendilerini hem Abaza, hem Çerkes hem de yeri gelince Adığe olarak nitelendirmekten kaçınmazlar. Adığeler de bu durumu doğal kabul ederler ve aralarında ötekileştirme sorunu yoktur. Onlara göre Adığe sözcüğü ‘bizden’ demektir ve her iki halk da diğerini kendisinden sayar. Bunlar hem Adığe diline, hem de Abaza diline aynı derecede hâkimdirler. Evlilikler yüz yıllardır Xabze’ye göre ve mümkün olduğunca başka kabileler arasında yapıldığı için bu her anlamda sağlıklı bir eylemdir de.

 

Bunlara ‘siz Çerkes değilsiniz’ demek gerçek dışı olduğu gibi ayrıca kimilerine de hakarettir. Çünkü onlar kendilerini Çerkes olarak bilirler, öyle kabul ederler ve çevrelerindeki her halk da onlara Çerkes der. (İsterseniz gidip Kafkasya’da Yağan İbrahim veya Türkiye’de Bıc Saim büyüğümüzde böyle olup olmadığını test edip bir deneyin.)

 

Uzunyayla ve Kabardey Adığeleriyle beraber ya da yakın yaşayan Abazalar bu durumdadır. Bu durumdan geç haberdar olan bir Adığey veya Abhazya milliyetçisine bunu anlatmak güç olsa da böyledir ve bunu hep bıkmadan usanmadan yıllardır anlatıyoruz.

 

Dahası, Kabardeyler bile bu aydınlarımızın bazıları için zorla Adığe ve Çerkes kabul edilebilirler. Konuyla ilgili yazılarında ve söylemlerinde; böylece yeni bir kavram kargaşası yaratırlar. “Adığeler, Çerkesler ve Kabardeyler” tanımlaması dışarıdan bir entelektüel için, -yanlış olsa da- ne kadar normal karşılanabilir ise, bizim aydınlarımız için bu söylem anormaldir; yanlıştır ve asla geçiştirilemez. Bu terimleri RF bölgeleri hakkında yorum yaparken kullanabilirsiniz ama Çerkesleri böyle tanımlayamazsınız; gülerler.

 

Rus yönetimlerinin, sözde bilimsel, dışarıdan bakan literatürünün ne dediği değil, gerçeğin ne olduğudur önemli olan. Bunu da hepimiz biliyoruz. Tamamı Adığe ve Çerkestir bunların. Hepsi birdir yani.

 

Sırası gelmişken belirteyim, Kafkasya’da aile adları bir şeyleri anlayabilmek için çok yararlıdır. Tüm Kafkas halkları içinde pek çok aile adı vardır ki, o isimler kiminde hem başka bir etniği işaret eder, hem o aile pek çok halkın içinde yer alır; kabilecileri kızdırabilir ama daha önemlisi onlar ‘öteki’ değildirler. Dilleri, yaşam farkları yok edilmez. Özellikle konumuz olan Abaza, Ubıh ve Adığe aile adları bu anlamda çok değerli bilgiler taşır.

Fazlaca şoven ve ‘kabilecisöylemlerdeki Abhaz, Adığe ve diğer Kafkas halklarından arkadaşlarıma özellikle kendi ailelerinden başlayarak çevrelerinde bir araştırma yapmalarını salık vereyim.

 

Bunları yok sayarak sadece Batıdaki Abhaz ya da Adığelerin perspektifleri ve RF çıkar ve gerçekleri üzerinden yol yöntem ve yorum yapıldığında işler Arap saçına dönebilir. Ayrıca Arap saçına katkı anlamında “kültür dernekleri yoluyla ulusal sorun çözme” hayalini ve “devletleşmek isteyen bir halkın, ya da kimliğin sadece tek dilli olması” şartlanmışlığını; son olarak “aynı dili konuşmadan binlerce yıldır birlikte olan bazı halkların modern ulus-devletler baz alınarak artık yollarına gitme zamanının geldiği” yanılgılarını da irdelemeliyiz.

 

Kafkasya; Türkiye, eski Yugoslavya veya İspanya değildir. Özellikle Adığe, Abaza ve Ubıhlar arasındaki tarihsel ilişkiler –diğer Kafkas halklarını daha saymıyorum- başka ülkelerin halklarının ilişki biçimleriyle değerlendirilemez.

 

Devam edeceğiz.

Uzun yazıları okuyamıyoruz ya da okusak da anlayamıyoruz. Bu nedenle şimdilik bitiriyorum. Yorum ve eleştirilerinizi kişiselleştirmeden ve bel altına vurmadan; gerçek adınızla, konu üzerinden yaparsanız mutlu olurum.

 

 

 

ÇERKES KİM ÇERKESYA NERESİ?

GELECEK HAKKINDA DUSUNCELER

 

2023 Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 100. kuruluş yılı; 2024 de Rusya Federasyonu’nun demir yumruklu yöneticilerinin Kuzey Kafkasya Modernleşme Projesinin sonuç vereceği yıl. Yani 2024 yılında Çerkes meselesi, kimlerin isteklerine uygun olacağı bugünden bilinemese de, neredeyse sorun olmaktan çıkacak.

 

İki eski imparatorluk ve muktedirler yüz yılı aşkındır hemfikir oldukları Çerkes meselesini elbirliği ile çözecekler. Aklımızı başımıza alırsak, bizimle birlikte; yoksa bize sormadan…

 

Ancak bana kalırsa Çerkes’in kim(ler) olduğu ve Çerkesya’nın nere(ler)si olduğu meseleleri, içe dönük aydınlarımız ve hiç bir şey bilmeden kulaktan dolma kırıntılarla âlim kesilen köylülerimiz (Özalp Göneralp’in kulakları çınlasın) tarafından öylesine çiğnenmekte ki, asıl mesele hakkında kafa yoranlara “önce sen Çerkes’in kim olduğunu, Çerkesya’nın neresi olduğunu söyle de ona göre muhatap olalım” tepkilenmesiyle önyargılı, milliyetçi, ırkçı mantık tarafından hep ana sorun (Yani kimlerle birlikte ve nasıl bir Dünya’da yaşamak istiyoruz? ) arka planlara atılmaya çalışılmakta. Çerkesin kim olduğu tartışmasından uzaklaşılıp, ana sorunun tartışılmasına bir türlü geçilemiyor.

 

Çerkes Kelimesinin Kökeni Hakkında

 

Bugün Çerkes kelimesi RF’da ve oradaki devlet yapılarını tartışmasız doğru kabul edenlerde Adığe halkını ifade etmek için kullanılır. Diyasporada ise genellikle Çerkes = Adığe kelimesi pek karşılık bulmaz. Bunun yerine Çerkes = Adığe, Abaza, Ubıh ilk kabuldür. İkinci kabul Çerkes = Adığe, Abaza, Ubıh ve Osettir. Diğer kabulde ise Çerkes tüm Kuzey Kafkas halklarının ortak siyasal adıdır. Son kabulü öne sürenler dışında diğer Kafkas halklarını söz konusu bile etmemek, ötekileştirmek neredeyse ortak fikir olmuştur. Yani Çerkesya kurulacak ancak yan yana yaşadıklarımıza bir şey soran yok!

Bizimkiler tartışadursun, bilindiği gibi, bilim adamları(ya da insanları)  Çerkes kelimesinin kökeni hakkında da onlarca farklı tez ortaya atmışlardır. Bu tezler için birçok kaynağa bakılabilir. Ben burada en belirginlerini hatırlatacağım okurlara.

Her şeyi Türk yapmaya kalkanlar kelimenin Türki dillerden geldiğini öne sürerler. Aslında demek istedikleri bellidir. Ancak bilimsel bir kanıtları yoktur.

Farsça olduğunu, Yunanca olduğunu, Arapça olduğunu vs. öne sürenler de vardır. İlginç olan kimsenin aklına bu kelime analizlerinin mantıksızlığını sorgulamak gelmez. Neredeyse kimse kelimenin Kafkasya kökenli olabileceğini, ancak bugünkü Adığe, Abaza ya da başka bir dille çözülemeyecek kadar eski olduğunu düşünmek istemez. Anakronik yanılgılar nasıl çağdışı kalmış, tek etnikli, tek dilli, hatta tek dinli bir ulus yaratmayı dahi göklere çıkartabiliyorsa 2012 yılında, aynı mantıkla bazı halklara başkalarınca verilen bu kelimeye kendi dilinden bir anlam bulmaya çalışanlarımız da olmuştur.

Yeri gelmişken burada unutulan üç şeyi hatırlatmak gerek: Halkların genellikle iki adı vardır. Birisi kendilerini adlandırırken kullandıkları, diğeri ise komşularının adlandırmasıdır. İkinci hatırlatma ise ulus, etnisite, halk vs. kavramların çağa ve siyasi gelişmelere göre değişim göstereceği gerçeğidir. Asıl hatırlatma ise insanlık tarihinin ve toplumların etnik şekillenmesinin binlerce yılda karışım ve kaynaşımlarla oluştuğudur. Saf bir ırk olmayacağı gibi, saf bir ulus hatta saf bir halk yoktur yeryüzünde. İzlandalılar bile karman çormanmış öğrendik.

Çerkeslere gelince, bu topluluk da binlerce yılda aynı şekilde oluşmuştur. O kadar çok kavimle savaş ve ticaret ilişkisi kurulmuştur ki, Kafkas çoğrafyasında bugünkü insanların etnik yapısı tam bir karışım ve kaynaşımla ortaya çıkmıştır. Kafkas coğrafyasının en tartışmalı kelimesi olan Çerkes de böyledir. Yani halk gibi kelimenin kökeni de karışım ve kaynaşım sonucudur.

Neden Saçmalıyorum; Neye Dayanarak?

Yazdıklarımı daha iyi anlamak ve yorumlayabilmek için şu kitapların öncelikle mutlaka okunmuş olmasını dilerim:

Beygua Ömer Büyüka’nın tüm kitapları (Bizim ve sonraki kuşağımızdan doğru dürüst okuyan kimseyi henüz tanımadım. Ancak dedikodu sırasında cahilce eleştirilerin -karalama desek daha uygun- yüzlercesi yapmıştır; tabii ki okumadan!), Ruslan Betrozov’un Çerkesler’in Etnik Tarihi, eski İslam Ansiklopedisi’ndeki Kafkas, Çerkes, Abaza, Alan, İskit, Sarmat vb. tüm maddeleri; ancak özellikle Mirza Bala’nın yazdığı ve “..Çerkes ulusunun oluşumunda İskit, Sarmat ve Alan kabilelerinin büyük bir etkisi vardır…” dediği, Çerkesler maddesi. (Yine üzülerek yaşı 40’ın altında olanların dilinin eskiliğinden dolayı anlamalarının güç olduğunu da belirtmek isterim. Ne yazık ki bu değerli eser sansüre uğramadan, eksiksiz şekilde yeniden yazılmadı ve önemli dünya dillerinde bastırılmadı). Devam edersek, Osetya’da ders kitabı olarak okutulan Osetya Tarih Atlası, Nart Destanları’nın Türkçeye çevrilen Adığe, Abaza ve Oset versiyonları ile KafDav yayıncılıktan çıkan Meotlar Adığeler’in Ataları adlı eserler…

Sonuçlar

Bu kadar yıldan sonra naçizane ben şu sonuçlara ulaştım:

1-   Çerkes kelimesi ve ulusu tek etniğe (Adığe) indirgenemez ve Çerkesya sadece Adığeler’in ülkesi değildir; olmamıştır.

2-   Çerkesya sadece Adığe, Abaza ve Ubıhlar’ın ülkesi de değildir; olmamıştır.

3-   Çerkesya denen ülkede tüm Kuzey-Batı ve Orta Kafkasya halkları yaşamıştır; yaşayacaktır. Daha eski haritalarda ise tüm Kuzey Kafkasya’nın Çerkesya-CIRCASSIA olarak tanımlandığını da hatırlatmak gerekir.

4-   Çerkes kelimesi çağdaş Osetler’in atalarından Sarmatlar’ın önemli bir kolu olan SİRAK halkları ve yerli(otokton) KAS halklarının birlikte oluşturdukları bir kelime olabilir ve Çerkesler karışık bir halktır. Yani, SİRAK+KAS, SİRAKAS, SİRAKES’ten dönüşen kelime ve halklar bütünü olan ÇERKES. Zaman içinde Orta Kafkasya’da Siraklarla karışan Kaslar Oset; Batı Kafkasya’da ise Kaslarla karışan Siraklar  Adığe-Abaza-Ubıh olmuşlardır. Yani Hint Avrupa halkıdır diyerek Osetleri Çerkes dışına çıkartmak yanlıştır.

5-   KAS kelimesi tüm Kafkasya’da tarih boyuınca ve bugün hep var olagelen, otokton halkları da tanımlayan bir kavramdır. Sirkas; Çerkas, Apkas, Kasbek, Kasbi, Kasog ve Kafkas kelimeleri bunlardan bazılarıdır.

6-   Bazılarının Türki dil konuştukları için kendilerinden kabul etmek istemedikleri Karaçay- Balkar halklarının tarihteki adlarından birisi ALAN, diğeri de DAĞ ÇERKESİ ve KARA ÇERKES’tir.

7-   Oset ve Karaçay- Balkar halklarının ikisine birden Kabardeyler KUŞHA(Dağlı) derler ve her iki halk kendilerine ALAN ve DAĞLI( KaraçaycaTAULU) derler. Kimin ALAN olduğu hep tartışılır. Ancak eski Kabardeyler dışında kimse hem onların, hem diğerlerinin ALAN olabileceğini düşünmez.

8-   Kuzey Kafkas coğrafyasında dil bakımından Kafkas kökenli olmayan diller konuşan halklar da Kafkasya’nın yerli halklarıdır ve söz konusu halklar Dünyanın başka bölgelerine ancak ve ancak Kafkasya’dan gitmişler ise vardırlar (Hayri Ersoy’un da kulakları çınlasın). Yani tümü o coğrafya ve kültürün ürünleridir; aralarında yabancı yoktur.

9-   Adığe milliyetçilerinin yalnız yola çıkma siyasetlerine gerekçe olarak öne sürdükleri “diğer tüm Kafkas halklarının kendi yollarını çizdikleri ve sorunlarını çözmekte oldukları” tezinin de hiçbir dayanağı yoktur. Zira yeni Dünya’da, Rusya Federasyonu’nun gittikçe merkezileşen yönetim yapısında artık tek başına hiçbir halkın ayakta kalma şansı kalmamıştır. Kafkas halkları bir arada düşünmek ve birlikte davranmak zorundadırlar.

10-Bu halkların arasına etnik, dilsel, dinsel farklılıkları sorun yaratmak için sokuşturmak barışa ve çözüme hizmet etmez. Hepsi farklılıklarıyla bu bütünün içinde tüm değerleriyle varlıklarını sürdürebilirler; sürdüreceklerdir de.

11-NART destanları köken itibarıyla hem Oset, hem Adığe-Abaza-Ubıh, hem de Karaçay- Balkar halklarına ait ortak değerdir. Bu değer daha sonra Gürcülerin de dahil olduğu tüm Kafkas halklarına kısmen de olsa mal olmuştur. Kime ait olduğunun kavgasına girmek gereksizdir. Zira tüm değerleri gibi Kafkas halklarının ortak birikimidir. Tıpkı yemekler ve her birinin etnik farklılığı bilinse de halkların kıvançla icra ettikleri Kafkas dansları gibi…

12-Yıl 2012; artık 18. ya da 19. yy.da değiliz. İflas etmiş ulus devlet kafasıyla, o günlerden miras, geri kalmış mantığıyla;  o senin, bu benim, herkes kendi yoluna anlayışıyla Çerkes olunamaz; Çerkes kalınamaz. Ya da başkalarının dediği gibi, Oset, Karaçay, Çeçen, Lezgi; Avar veya Kumuk olunamaz; Kafkasyalı kalınamaz!

13-Birileri Çerkesim diyorsa Çerkestir. Kimsenin değilsin deme hakkı ve haddi yoktur. Aynı şekilde Çerkes olmadığını söyleyen de ne olduğunu iddia ediyorsa odur; kimseyi ilgilendirmez. Birlikte yaşamak isteyenler birlikte, ayrı yaşamak isteyenler ayrı yaşayabilirler.

14-Çok dilli, çok etnikli ve çok dinli ulus ve devlet de olunabilir– ki yakın gelecekte çoğunlukla böyle olacaktır- muktedirlerin ezberlettiği, Dünyayı kana bulamış inkârcı – ırkçı bakışa teslim olmak zorunluluğu ortadan kalkmaktadır. Bu durum en çok “yok sayılan” halklara yarar sağlayacaktır. Tüm Kafkas halkları ve Çerkesler de “kendileri” olarak var olmak istediklerine göre…

15-Bazıları kendilerine ne derlerse desinler, diyasporada yaşıyorlarsa komşuları onlara Çerkes demeye devam edecekler. Türkiye’de bu insanlar ya Türk olacaklar, ya da Çerkes! İsteyen geleceğini, kimliğini özgürce seçebilir.

Yani…

“Halkları yalnızlaştırma projeleri”ne dikkat edilmelidir! 2014’te de, 2024’teki projede de tüm Kafkas halkları, Dünyanın her yerinde, mutlaka birlikte hareket etmeli ve etken olmalıdırlar. Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın Kafkasyalılar birlikte yaşamalıdırlar. Kendi olarak yaşamak isteyen tüm Kafkas halkları gibi Çerkesya’yı yaratacak güç de budur.

Koca Dünya’daki küçücük Kafkas halkları kendilerini kandırıp böbürlenmektense, organize olup, hep birlikte çalışmalılar. Empatiyle!..

Yalçın KARADAŞ (K’EREF) İstanbul, 23 Mart 2012

JINEPS Gazetesi, Nisan 2012

 

 

 

 

– Abazaca ve Adıgece eskiden tek bir dil olan anadilden ayrılmış iki dildir. (S.A. Starostin, Batı Kafkasya’da anadilin yaklaşık olarak M.Ö. 2000-1000 yıl arasında bölündüğünü tahmin etmektedir.

– Eskiçağ Ön Asya tarihi uzmanlarından İ.M. Dyakonov’a göre; Kafkasya’nın yerli dillerinden Abazaca ve Adıgece aynı kökten gelmesi yanında Hatti diliyle, öte yandan Nah-Dağıstan dilleri ise Hurri-Urartu diliyle sıkı yakınlık gösterir. Hatti/Hitit dili Abazaca ve Adıgece’nin eskiçağ kollarından biridir.

– Adıgelerle Abazaların erken çağlardaki etnik gelişme süreçlerini incelerken karşılaşılan önemli zorluklardan birisi, dil malzemesi taşıyan bir eski çağ yazılı kaynağın bulunmamasıdır. Bazı bilginler, Maykop kültürüne bağlı toplulukların yazı kullandıklarını tahmin etmektedirler ve 1960’ta Maykop yakınında bulunmuş olan kumtaşı levha büyk tartışmalara yol açmıştır. G.F. Turçaninov, levha üzerindeki yazıtın Fenike düzmece hiyeroglif yazısından kaynaklandığını belirtmekle birlikte, yazıtı bugünkü Abazaca’ya dayanarak okumuştur. Onun düşüncesine göre yazıt, Maykop kültürünün taşıyıcısı olan topluluklardan kalmıştır. Bugün bu yazıt halen bilim adamları arasında tartışma konusudur.

– Kuzey Kafkas dilleri, Nah-Dağıstan ve Abaza-Adıge olmak üzere iki gruptan ibarettir. Abaza-Adıge grubuna, Abazaca, Adıgece ve Wubıhça dilleri dahildir. Abazaca ve Adıgece arasında Wubıhça ara pozisyondadır ve daha çok Adıgece’ye yakın sayılır. Nah-Dağıstan dilleri grubuna ise 28 dil dahil edilmektedir.

-Bazı bilim adamları, Kafkasya’da ortak bir etnik kültür varken, bu etnik birliğin, bölgedeki yaşanan coğrafi ve fiziki olayların etkisiyle M.Ö. 5000 yıllarında dağıldığını ve dil gruplarının ortaya çıktığını ileri sürmektedirler.

Ruslan Betrozov’un Çerkeslerin Etnik Tarihi adlı kitabından bazı derlediklerim…

Yoruma kapalı.

Scroll To Top