HABERLER

GÜLCAN ALTAN İLE RÖPORTAJ

Çocuklar bir dili konuşmuyorsa o dil yaşamıyor

Kendisini dünya müzisyeni olarak tanımlayan ve kaybolma riski altındaki dillerle ilgili şarkılar söylemeyi tercih eden Gülcan Altan, ilk etnik müzik albümünde Çerkesleri anlattı.
Türk müziğinin yanı sıra, Latin dillerinde söylediği şarkılara ve fadolarla beğeni toplayan Gülcan Altan,  aldığı Türk müziği eğitimiyle dikkat çekiyor. Türkçe şarkılardan oluşan “Gülümser” albümü ve 10 dilde 10 şarkı adlı ortak bir çalışmada yer alan sanatçı son olarak Adığece ve Abhazca şarkılarını seslendirdiği “Gunef “adlı albümünü hazırladı.  Gülcan Altan ile Kalbin Işığı anlamına gelen “Gunef’” üzerine konuştuk
Gunef nasıl ortaya çıktı?
Gunef, Adığece bir kelime ve kalpten gelen ışık demek. 8 senedir uğraştığım albümün repertuarı  konusunda Türkiye’de üretilmiş şarkılar mı anavatandakiler mi kendi bestelerim mi diye düşündük. Anavatandan başlayalım dedik ve sadece bir bestemi albüme aldık. Şarkıları geleneksel halinden biraz daha dünya müziği formatına soktuk. Garmon dediğimiz akordeon ve koltuk davulu dediğimiz doliyle çalınan bir müziği biraz daha genişlettik. Bunu da niye yaptık? Çünkü Adığe ve Abhazca Unesco’nun unutulmaya yakın diller atlasında üst sırada yani risk altında yer alıyor. Çünkü çocuklar artık konuşmuyor bu dili öğrenemiyorlar. Sadece anavatanda okullarda veriliyor dil eğitimi. Öyle olunca dil yaşamını sürdüremiyor çünkü küçük çocuklar bir dili konuşmuyorsa o dil yaşayamıyor. Albümü yapmamın en önemli sebeplerinden birisi bu şarkıları çocukların söylemesi.
Adığece ve Abhazca şarkılar
Adığece ve Abhazca şarkılardan bahsediyorsunuz. Çerkeslerin dili Çerkesçe değil mi?
Çerkesçe diye tek bir dil yok, lehçeleri var. Kafkasya’da bulunan Adığe boyundanım, yani Adığeyim. Biz kendimize Çerkes demeyiz. Başka milletler bize Çerkes der. Çerkes kelimesinin altında Adığe ve  Abhazlar gibi boylar var. Bunların hepsine ortak bir kelime altında toplamak da gerekliydi. Çerkes kelimesini o yüzden artık herkes kullanıyor. Kendi boylarımızın diliyle konuşuyoruz. Albümde hem Adığece hem Abhazca şarkılar var.
Çerkes ve Türk müzikleri arasında bir etkileşim oldu mu?
Etkilenme tabiî ki söz konusu. Çünkü biraz içinde yaşadığımız coğrafyalarla da yoğruluyoruz. Anavatandaki üretilmiş şarkılarla;  Çerkesler’in yaşadığı diğer ülkelerdeki şarkılar arasında temelde çok benzerlik var. Çünkü kültürü korumak adına dışarıdan etkileri çok karıştırmıyorlar. İçe kapalı bir topluluk lakin son yıllarda üretilmiş şarkılarda şöyle bir şey gözlemledim. Mesela Ürdün ve Suriye’de üretilen Çerkesçe şarkılarda biraz Arap etkisi var. Türkiye’dekilerde de daha Türk müziğine yakın formlar ortaya çıkıyor. Ama karakteristik o coşkuyu hüznü; Kafkas dağlarının enerjisi ile ifade etme şekli değişmiyor. Bir Çerkesçe şarkı duyduğunuzda ayırt edebilirsiniz.
Başka birçok dilde de şarkı söylüyorsunuz. Oradaki duyguları nasıl yakalıyorsunuz?
Müzikal hayatıma başladığım zaman tek tip müzikle ilgilenmedim. O yüzden klasik Türk müziği konservatuarına gittim. Etnik bir müzik olduğu için. Batı müziğiyle ilgilenmedim. Klasik müzik çok severim ama klasik şan eğitimi almadım mesela. Çünkü etnik kültürlerin müzikleri daha çok ilgimi çekti. O yüzden birçok dilde şarkı söylemeyi tercih ettim. Baskça, İsveççe, daha az bilinen şarkılar söyledim. Mesela sadece fado söylediğim repertuarlar oluşturdum. Onları söylüyorum. Etnik karakteri biraz daha baskın olan müzikleri tercih ediyorum. Çünkü onlar daha az biliniyor ve daha az duyuluyor.
Bunun sebebi eş bir duygu yaşıyor oluşunuz mu?
Kesinlikle öyle. Bunu yapışımda milli bir şey yok. Bütün etnik müziklere buna baktığım gibi bakıyorum. Laz müziğine de aynı duyguyla bakıyorum. Megrelce, Süryanice söylediğimde de onları düşünüyorum. Kendi müziğim olduğu için ilk bu albümle başladım.
Klasik Türk müziği eğitimi aldınız. Müziğinize ne gibi bir fayda sağladı bu?
Klasik Türk müziği konservatuarını okumam çok önemli ve doğru bir tercih oldu diye düşünüyorum. Selahattin İçli, Nevzat  Atlığ, Necdet Varol, Cüneyd  Orhan gibi çok önemli hocalara denk geldim. Klasik kemençe çalıyorum bu arada. Türk müziğini teorik olarak öğrenebiliyorsunuz ama esasında usta çırak ilişkisiyle, meşk usulüyle öğreniliyor. Sahnede bir Türk müziği bölümü var; Münir Nureddin Selçuk’tan başlayarak Türk müziğine yer veriyorum. Keyfim gelirse sahnede klasik kemençe çalıyorum. Türk müziğini öğrenmemim bana çok faydası oldu. Bir kere başka müziklerle karşılaştırabiliyor aralarındaki farkı daha rahat analiz edebiliyorum.
Siyasi duruşlu etnik müzikçiler ortaya çıktı
Etnik müziğe olan ilgi artıyor dediniz bu demokratik  açılımların yapıldığı bir döneme paralel olarak gelişen bir durum mu?
Evet,  biraz ona da denk geldi galiba. Mesela güncel olarak bu konuyla ilgili bir şey söyleyebilirim. Kürt müziğiyle ilgili olan kısmı. Hep Kürt müziği vardı esasında ama şimdi politik ve siyasi durumları itibariyle biraz daha ön plana çıktı bu müzikle ilgili şeyler. Biraz da esasında siyasetçiler bu müzik işini kullanmaya başladılar. Kendilerini tam olarak ifade edemedikleri için müzik onların işini kolaylaştırıyor. Siyasi duruşlu etnik müzik sanatçıları ortaya çıkmaya başladı. Gerçi benim öyle bir amaç ve niyettim yok. İşimiz müzik çünkü. Müziği hep ön planda tutmak istiyorum çünkü benim dilim o. Ve doğrusunu isterseniz kullandırmak da istemem. Çerkesler de mesela ana dilde eğitim istiyorlar ama niyetleri  Kürtler kadar sert değil. Ben bu ülkeden toprak istemiyorum. Sadece içinde yaşadığım ve bütünleştiğim bu ülkeyle o ilişkiyi daha da geliştirip daha uzun yıllar ömrü böyle tamamlamak istiyorum.
Albüm kapağı da dikkat çekici?
Kapak nart mitolojisiyle ilgili. Nart mitolojisi grek mitolojisine bile ilham vermiş çok daha eski bir mitoloji ve Nartlar Kafkasların kahramanları. Burada Nart tanrıçası gibi bir şey olarak düşündü beni. Saçların arasında hayvan, kayık şelale elma var ve hepsinin bir anlamı var. Şelaleler doğanın güzelliğini , gemiler sürgünü, anlatıyor. Çünkü Çerkesler sürgünde su alan gemilere bindirilip Karadenize bırakıldı ve 1,5 milyon Çerkes orada telef oldu. Kartal, Kafkas kartalı.
Elmanın ise Nart mitolojisinde bir hikayesi var.
Albüm satışı nasıl gidiyor?
DNR’DA  beşinci sıradayız. Doğru düzgün tanıtım yapmadık. O’na rağmen satış olarak çok iyi bir durumdayız.
Gunef’ten sonra sırada ne var?
ÇERKES sanatçı imajı istemiyorum. Sırf Çerekesçe müzik yapıyormuşum gibi röportajlar çıktı. Sadece Çerkes müziği yapmıyorum. Vedat  Sakman şarkıları söylediğim Türkçe albümüm var. Dünya müzikleriyle ilgileniyorum. Caz Türk müziği gibi şarkılardan oluşan bir albüm hazırlıyorum.
Klasik kemençe şans sahibi
PİYANOYA eşlik eden bir gitar var. Ancak klasik kemençe ve yaylı tambur gibi estrumanlarımız popüler müzikte kullanılmıyor. O tarafa doğru bir gidiş var mı?
Dünyada merak edilen müzikler artık etnik müzikler. Çünkü Avrupa, Amerika’daki müzik hep kısır döngü oldu. Hep aynı şey dönüyor. Etnik müziklere ilgi o yüzden arttı. Klasik kemençe o açıdan şans sahibi bir estruman. Çünkü çok az kullanılan ve çok zor bir enstruman. Bir caz  altyapının içerisinde klasik kemençeyle bir makamı dolaştığınızda hemen havanız değişiyor. Araya Türk müziği estrumanları girince, parçanın ilk melodisi yaylı tamburla çalındığında iş değişiyor. O yüzden bizim klasik Türk müziği enstruman ve makamlarının çok büyük şansı var. Yeter ki uygun bir şekilde iç içe geçsin harman edilsin bu makamlar. Çünkü klasik Türk müziğini, cazı, pop müzikleri tek başına uzun süre dinleyemiyorsunuz. Ama bunlar iç içe geçtiğinde daha geniş soluklu bir müzik çıkıyor ortaya.
Neziha Çakıroğlu / STAR Gazete
http://www.stargazete.com/kultursanat/cocuklar-bir-dili-konusmuyorsa-o-dil-yasamiyor-haber-372799.htm

Yoruma kapalı.

Scroll To Top