HABERLER

KÜLTÜR VE SANAT

XABZE

XABZE

Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabze’ye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir…

Çerkeslerin kendilerine özgü kültürel özellikleri insanlık değerleriyle özdeştir ve bu değerleri terk etmek kendi benliğini reddetmek demektir. Bu da kültürel kimliğin sona ermesi anlamına gelir.
Kültürümüz Kafkasya’nın coğrafi konumundan dolayı hem doğu hem de batı kültürlerinin etkisi altında kalarak apayrı özgün bir kültür şeklinde oluşmuştur.
Ne yazık ki bu çok özel kültür yapısı günümüze kadar tüm hatları ile belirlenip bir sistematiğe oturtulamamıştır.
Çerkes kültürünün en önemli özelliklerinden biri bu kültür dünyasının yazarının bizzat kendisi olmasıdır. Toplumu tek bir birey gibidir, herkes bir birey gibi, bireyde herkes gibi düşünür. Çerkes kültürünün ve bu kültürünün taşıyıcısı Çerkes insanının oluşumunda en etkili olgu “Xabze”dir. Nasıl ki içinde yaşadığımız olayların, tasa ve inancın anlatım aracı dilimizse Xabze’de insanlık anlayışımızın göster gesidir.
Xabzenin temel özelliği “insan” öğesini esas almasıdır. Amacı ise; insana saygı ve yaşamı güzelleştirmektir. Doğanın ve insanın gözlemlenmesi, konulan kuralların genelleştirilmesi, eksikliklerin gideri lerek, pürüzlü yönlerinin törpülen mesiyle Xabze bir güzellik, bir anlam kazanmıştır. Sonra sağlam ve köklü bir temele oturtulmuş, güzel ve doğru olana taraf çıkmış, çirkin ve yanlışın karşısında tavır almış ve bunlar yapılırken de “insan” unsuruna dikkat edilmiştir.
Xabze, Çerkeslerin yaşamlarında, hayatın her aşamasını karmaşadan uzak ve bir düzen içine koymak için, denenmiş en faydalı ve en uygun kurallar ve kanunlardan oluşur. Yani, Çerkeslerin yaşam tarzı da denebilir.
Toplum bireylerinin birbiriyle ilişki biçimleri, yaşayışları onların siyasi sistemlerine ve anayasalarına damgasını vurur. Çünkü her siyasi sistem ve anayasa bir kültür birikimi üzerine oturur. Ve toplum sahip olduğu karakteristik özellikler ve biçimlere uygun olarak biçimlenir.
Toplumlar, kültür ve geleneklerin işleyişini düzenlemek amacıyla, hayatlarını sürdürebilmeleri için, herkesin uyması ve herkes tarafından uygulanması gereken bir takım anayasalar hazırlamalıdırlar. Çerkes lerin anayasası da “Xabze”dir.
Xabze; aynı zamanda kural, kanun demektir.  Daha eski ifadesi göz önüne alınacak olursa, Çerkeslerin toplumsal yaşamda kullandıkları, riayet ettikleri, bu yüksek insani prensiplere, hayat ve hayatın devamı için koydukları kuralların hepsine birden Xabze denmiştir.
Gelenekler ve görenekler kökleş miş toplumsal alışkınlıklardır.  Gelenek ve görenekleri meydana getiren davranışlar ve toplum doğruları kuşaktan kuşağa devredilerek geçerliliğini koruyabildiği zamana kadar yaşar. Ancak toplumun yaşam ihti yacını karşılayamaz hale geldiğinde toplum tarafından ya değişme uğratılır ya da terk edilir. Xabze, 135 yıl önce gelinilen bir ülkede bile hala geçerliliğini koruyabiliyorsa bu,  toplumla ne kadar özdeş olduğunun ve insani değerlerle ne kadar uygun olduğunun göstergesidir. Xabze her zaman her yerde ve günümüzde de geçerli evrensel boyutta değer ölçüleri içerir. İnsanı insan yapan ve onsuz yapamayacağı temel unsurları sevgi ve saygıyı devamlı işler.
Duyarsızlığı, anlayışsızlığı, tembel liği, cimriliği, korkaklığı dışlar. İnsanı bencillikten, kötü alışkanlıklardan uzak tutar arındırır. Neredeyse uluslararası diplomasiye taş çıkartacak nitelikte ince, detaylı, içtenlikli, terbiye ve davranış kuralları içerir.
Xabzenin zamana ve değişen dünyaya karşı kendisini koruyabilmesinin bir nedeni de, temel ilkelerinin dışında (sevgi, saygı, insanlık) kalıplaşmış, donuk, değişmez kurallar içermemesindendir. Bazı kurallar zaman ve koşullara göre değiştirilen esnekliğe sahiptir. “Xabze, uygun olandır, olmuyorsa olabildiği gibi yap” (ya da oluruna git)” biçiminde çevrilebilecek atasözlerimiz de bunları göster mektedir. Şu kadar ki somut koşullara göre farklı bir uygulama yapmak zorunda kalan bir Çerkes, bunu sadece kendisine daha kolay geldiği ya da kişisel eğilimlerine uygun düştüğü biçimiyle değil, bu söz konusu farklı davranışı toplumun benimseyip benimsemeyeceğini göz önünde tutarak yapmak zorundadır. Aksi halde toplumun “uygunsuz” (Yeremı’u) ya da “ayıp” (Haynap) biçimlerindeki değerlendirmeleriyle karşılaşacaktır ki herhangi bir Çerkes için bu en etkili bir cezadır.
Çerkes toplumunda, her ferdin küçüklükten itibaren Xabzelerin uyması beklenir. Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabzeye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir, daima sayar. Uymayanları ise yadırgar ve bir süre sonra aralarında dışlarlar.
Günümüzde milletler, devletler kültürel gelişmeleri için, kültürel değerlerini yaşatmak için büyük uğraşlar veriyorlar. Kültürel araştırma müesseseleri kuruyorlar. Bize hazır ninelerimiz, dedelerimiz tarafından bütün dünyada övgüyle bahsedilen bir takım kurallar, güzel prensipler bırakılmışsa bunları korumak bizim bir insanlık görevimiz olmalıdır.
Bize daima her konuda yol gösterecek olan, öz benliğimizi ko rumada ve yaşatmada daima bize yardımcı olacak olan ana dilimiz ve Xabzemizdir. Çağımızın iletişim ve etkileşim araçlarını belli bir şekilde kullanabilirsek,  üstümüze düşen görevi yerine getirirsek, atala rımızdan kalan bu kutsal emanetleri genişleterek, güzelleştirerek, çağdaş anlamlar kazandırarak gelecek kuşaklara aktarmak Çerkes olduğuna inanan bir insanın üstlenmesi gereken en önemli sorumluluktur.

XABZE ÜZERİNE

XABZE ÜZERİNE

Kavram, kapsam ve ilkeler

Türkçe’de ‘gelenek’ kavramı genellikle ‘gelenek ve görenek’, ‘örf, adet’, ‘an’âne’, ‘töre’, ‘görgü kuralları’ gibi deyimlerle ifade edilir. Ahlak kurallarıyla birlikte bütün bu deyimlerle ifade edilen kavramlar, toplumu düzenleyen geleneksel kurallar kapsamında değerlendirilebilir. ‘Din kuralları’ ile ‘Hukuk kuralları’ da toplumu düzenleyen diğer iki temel kural grubudur.

Geleneksel kurallar içinde yer alan kurallar nispeten farklı olmakla birlikte bu farklar çok belirgin ve kesin değildir.

Görgü kuralları : İnsan ilişkilerinde uyulması hoş olan nezaket ve saygı kurallarıdır. Bu kurallara uyanlar nazik veya kibar insan olarak takdir edilirken uymayanlar ise ‘kaba’ ya da, argo deyişle, ‘kıro’ gibi olumsuz nitelemelerle dışlanırlar.

Görenek : Daha çok iş ve meslek yaşamında bir şeyi eskiden beri görüldüğü şekilde yapma alışkanlığıdır. Uyulması uyan kişiye bir takım kolaylıklar sağlarken, teknoloji gelişimi açısından da geciktirici , olumsuz rol oynayabilir.

Gelenek : Daha çok sözlü kültür alanında olup, uzun süreden beri kuşaktan kuşağa aktarılan mitolojik ve tarihsel olaylar, öyküler öğretiler toplumsal alışkanlık ve yapış-ediş-lerdir. Aynı geleneksel değerleri paylaşan insanlar aynı şeylerden aynı biçimde haz alırlar ve kendilerini birbirleriyle daha yakın hissederler. Bunlara an’âne de denir.

Adet: Toplumda aynı şekilde yapılagelen davranışlar, uyulması gereken davranış kuralları olup, öncekilere göre daha etkilidir. Adetlere uymayanlar ayıplama, kınama gibi geleneksel yaptırımlarla karşılaşabilirler.

Adet ile Töre aşağı yukarı aynı değerdedir. Töre bir toplumda benimsenmiş toplumsal alışkanlık ve uygulamalar bütünü demektir.

Her ne kadar genellikle örf-adet biçiminde söyleniyor olsa da örf kavramı, adetten daha önemli kurallar içermekte olup, yaptırımlarda daha etkilidir. Hatta örf kuralları yerine göre hukuk kurallarına dönüşebilir, veya kaynaklık edebilir veya hukukun referans kabul ettiği somut bir dayanak oluşturabilir.

Ahlak kuralları ise iyi veya kötü biçiminde değerlendirilebilen insan davranışlarına ilişkin olup, manevi boyutu da olan, toplumun daha önemli saydığı davranış kural ve kalıplarını ifade eder.

Sosyoloji bilimi bu kavramlar arasında daha belirgin sınırlar buluyorsa da sosyolog olmayanlar için sınırlar o kadar belirgin değildir.

Din kuralları genel olarak Tanrısal kökenli ve inanç temeline dayanması ile ayrılır.

Hukuk kuralları ise yetkili yasa koyucu otoriteler tarafından oluşturulan aynı yolla değiştirilebilen veya yürürlükten kaldırılabilen pozitif kurallardır.

Çerkes kültürü içinde ‘geleneklerimiz’ denildiği vakit (din kuralları dışında)bütün bu kurallar ve kavramlar ifade edilmiş olur.

Esasen hepsinin amacı insanı ve toplumu daha iyiye daha güzele götürmek, birey ve toplumun huzur ve güvenini sağlayacak mutlu bir dünya ve yaşam kurmak ve bunu korumaktır.

Adıge gelenekleri, geniş kapsamlıdır

Görgü kurallarından hukuk kurallarına kadar bütün toplumsal davranış kurallarını içerir. Neredeyse İslam dini gibi, doğum öncesinden ölüm sonrasına kadar insan yaşamının ve toplum ilişkilerinin her evresini kapsar.

Toplumsal yaşam pratiği içinde doğa-insan, insan toplum ilişkileri çerçevesinde kendiliğinden oluşan, tam anlamıyla ‘geleneksel’ boyutu ve kesimi olduğu için, doğrudan demokrasi ilkeleri çerçevesinde bilinçli, istençli çabalarla oluşturulan doğal hukuk kuralları denilebilecek boyutu ve kısmı da vardır. Bu anlamda gelenek daha doğru ve özgün deyişle ‘Xabze ‘ , ‘Xase*’ nin aldığı veya yasama organının kabul ettiği kanun anlamına gelir.

*Bu kelimedeki ‘x’ harfi ‘ks’ değil, Adıgecede ki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder.

Evet, Xase’nin aldığı karar Xabze’dir.

Xase toplumun en yetkili ve biricik yasama organıdır.

Bir toplum kesiminde (örneğin bir yerleşim merkezinde, köyde) geneli ilgilendiren bir konuda bağlayıcı bir karar almak gerektiği takdirde, toplumun ileri gelenleri tarafından Xase için toplantı çağrısı yapılır. Buradaki ‘ileri gelenler’ daha önceden seçilmiş, görevlendirilmiş yöneticiler olabileceği gibi, böyle yöneticiler yoksa toplumun yaşlılarından, bilgelerinden bir grup, o da yoksa soruna vakıf olan, toplumun nispeten saygı duyup ciddiye alacağı duyarlı bir grup da olabilir. Ancak yine de toplantının yöneticiliğini yaşlı ve bilge kişilerin yapması esastır, daha önemli ve etkili sonuçlar doğurur.

Köy bazında Xase toplantısını el alalım.

Girişimci grup, toplantının konusunu, uygun yer ve zamanını belirleyip tüm köylüye duyurur. Her ailenin büyüğü, ailenin diğer ileri gelenleriyle, katkıda bulunabileceğini düşündüğü bireyleriyle görüşüp görüşlerini belirler, netleştirir. Xase’ye doğrudan kendisi katılır veya güvendiği birini gönderir.

Böylece aile temsilcilerinden oluşan kurultay açılır. Toplantıyı yönetmek üzere en az üç kişilik bir kurul seçilir. ( Thamate/Thamade : Başkan, Thamate guadze/Thamade Khuedze: Başkan yardımcısı, Pşeriha/ Pşşaf’e: yaver, ulak) Başkan toplantıyı yönetir. Herkese söz verilir. Genel eğilime göre farklı görüş ileri sürenler ikna edilmeye çalışır. Tam ikna olmayanlar bile nezaketen çoğunluğun görüşüne katılır ve kararlar oybirliğiyle alınır. Alınan kararlar delegeler tarafından aileye, aile bireylerine tebliğ edilir. Artık kararlara uymak zorunludur. Bu zorunluluğun temel nedeni saygı, özsaygı ve sözünde durma ilkesine dayanan disiplin anlayışıdır. Toplantıya katılan ve kendisine söz hakkı verilen kişi, kendi iradesi ile o kararın oluşmasına katıldığına göre ; bundan sonra öyle yapacağına söz vermiş olmaktadır. İyi bir çerkes sözünde durmalıdır,öyleyse bu karara uymaması sözünde durmamak anlamına gelecektir. Sözünde durmamak ise onur kırıcı, aşağılık bir davranıştır. Kişinin kendisine saygı duymaması anlamına gelir.

Alınan karar, kişinin kendi görüşüne aykırı bile olsa, çoğunluğun aldığı karara uymak, topluma saygının gereğidir.

Köy bazındaki bu Xase uygulaması, bölge ve ülke düzeyinde de aynıdır. Yalnızca bölge Xasesinde aile temsilcileri değil köy temsilcileri, ülke düzeyinde de bölge temsilcileri görev yapar. Bu görevler ilke/kural olarak onursal görevlerdir.

Adıge Xabze thamate/Thamade odaklıdır

Denilebilir ki Adıge Xabze Thamate/Thamade çevresinde örülmüştür.

Thamate : Thame yate : Tanrılara veren ( sunakta yiyecekler sunan) demektir.

Thamade: Thaxem yade : Tanrıların (huzura ) kabul ettiği kimse demektir.

Tanrıların huzuruna çıkmak onlara yiyecekler, kurbanlar sunmak sıradan insanların değil ancak seçkin kişilerin işidir. Dolayısıyla Thamate/Thamade toplumun en bilge, yetenekli, becerikli, ehliyetli, seçkin kişilerine verilen bir onursal ünvandır.

Thamade, belirli toplum kesimine özgü bir görev, yada nitelik değildir. İslam’daki imamlık statüsüne benzer. Herkes, kendisinden daha ehliyetli birinin bulunmadığı bir toplumda, ortamda, imamlık yapabilir. Thamadelik de öyledir. Herkes kendisinin herhangi bir zamanda, herhangi bir zamanda bir şekilde Thamate olabileceğini hesaba katarak buna hazırlanmak zorundadır. Her aile de çocuğunu buna hazırlar ona göre yetiştirir.

Adıge toplumu, örgütlü bir toplumdur. Xabze’ye göre iki kişi birlikte bir iş yapacak olsa, biri Thamate, diğeri yardımcısı (Khuedze/Guadze)dir. Her iş olabildiğince grup halinde yapılmaya çalışılır. Her ailenin, mahallenin, köyün, bölgenin ve ülkenin bir Thamade’si vardır. Ayrıca yapılacak işlere ve toplum kesimlerine göre grup Thamade’si (Gup Thamade) de olur. Düğün Thamade’si, Gençlerin Thamade’si, Genç kızların Thamade’si v.b gibi)

Thamade, bu görevi yerine getirdiği sürece sorumlu O’dur ve O mutlak otoritedir. Ama bu otoritenin kaynağı da toplumsal, yani demokratik ve Xase’de olduğu gibi saygı, özsaygı ve disiplindir. Zira Thamade, bu görevi yürüttüğü sürece kararlarını Xabze gereği ve Xabzeye göre davranarak oluşturur. Kararlarını mümkünse toplumun tümüne veya değişik kesimlerine, küçük grup Thamadeleri’ne, en azından , varsa Nexhıjj Thamade’ye, hiç değilse yardımcısına danışarak alır. Nispeten demokratik olarak alınan kararların uygulanmasında merkeziyetçilik esastır. Bu anlamda Thamade otoritedir. Genel olarak ona mutlak itaat esastır.

Thamade, toplumun yapılacak işe göre en bilgili, birikimli ve dirayetli kişisidir. Bu kişi genellikle toplumun en yaşlılarından biri olur. Çünkü dirayetli olmak, öncelikle bilgi birikimi gerektirir. Geleneksel toplumda bilginin yegane kaynağı tecrübedir. Çok yaşayıp çok görmüş olan, çok bilgi sahibi olduğundan daha dirayetli olma şansına da sahiptir. Dolayısıyla Thamade olmaya daha layıktır. Amacı bir kez daha vurgulayalım ki ; genellikle yaşlının Thamade olmasının temel nedeni bilgili ve dirayetli olmasıdır. Thamade olmak için yaşlı olmak değil, bilgili, becerikli ve dirayetli olmak esastır. ‘Savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır’ sözü, Adıge kültüründeki demokrasi ve Thamade anlayışının özlü bir anlatımıdır.

Thamadelik, yalnızca bir saygınlık statüsü değil aynı zamanda bir görevdir, bir sorumluluk ve yükümlülük ifade eder. Dolayısıyla Thamadelik bir külfettir de. Bu nedenledir ki; hem bu külfetten esirgenerek korunması, hem de Thamade’nin saygınlığından yararlandırılmak üzere, bir bakıma eylemsi, Thamade denilebilecek bir Nexhıjj Thamade (Yaşlı Thamade) statüsü vardır. Thamade kim olursa olsun, yaşlı Thamade daha saygın yerde, Thamade’nin sağında ve doğal danışmanlık konumunda bulunur.

Adıge toplumunda bilgisi, birikimi, yeteneği, dirayeti ne olursa olsun her yaşlı daima saygıdeğerdir ve saygı görür. Yaşlıya kayıtsız, şartsız saygı esastır. Ama itaat yaşlıya değil, Thamade’ye, yani fiilen toplumu yöneten, sorumluluk taşıyan kimseye yapılır.

Adıge Xabze, geniş ve etkili bir otokontrol mekanizması ile denetlenir.

Klasik Adıge toplumunda, toplumun en uç kesimlerine kadar uzanan etkili ve geniş bir sanal devlet örgütlenmesi var gibidir. Zira herkes her koşulda kendisi ve toplum karşısında, Xabze kurallarına uymakla ve uyulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu kavramdaki temel ilke şudur: ‘Pfeşuaşer ğetsaç’e, selheç’ı P’ow şüaşem Wyimıç’!/ Pxuefaşşer ğezaş’e solheç’ır jip’ew şşapxhem wyimıç’! : Sen sana layık olanı yerine getir!Gücüm yetiyor diye sınırı / haddi aşma!’

Buna göre her Çerkes, her yerde daima kendisinin, ailesinin, toplumunun kendisinden beklediği, bekleyeceği, hiç değilse onaylayabileceği biçimde davranmalı, başka türlü davranmaya gücü, fırsatı ve olanağı var olsa bile başka türlü davranmamalıdır. Bu Adıge Xabze’nin en büyük güvencelerinden biridir.

Bu etkili ve yaygın oto kontrol mekanizmasının, başka deyişle, Adıge yaşamının ve anlayışının temel dayanağı ve kaynağı olan bir başka ilke de şöyle ifade edilebilir. ‘Zıfeşuaşem feşüaşer feğeşüaş! Zıfemışüaşem pfemışüaşe khızfyemığeşüaş! Zıxueffaşşem xuefaşşer xueğefaşşe, Zıxuemıfaşşem pxuemıfaşşer khızxuyemığefaşşe! : Layık olana layık olanı layık gör! Layık/ haddi olmayanın sana, layık olmadığını layık görmesine izin/fırsat verme!’

Bunun en önemli anlamı; toplumda herkese karşı ölçülü, saygılı, adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun davranmak, herkesten de aynı şekilde bir davranış beklemektir.

Adıge Xabze geniş bir aile ve akrabalık ilişkisini öngörür.

Denilebilir ki; insan, çevre ile zamanın ürünüdür. Yaratılış/oluş ilke ve kurallarını/doğa yasalarını Tanrı koymuş/kurmuştur. Ancak bu kurallar gereğince yaratılış veya oluşa, insanın da katılması Tanrı iradesinin gereği olup, bu; insanın sorumluluğunun da kaynağıdır. Bir bebeğin, şöyle veya böyle, şu veya bu yetenekte olmasında anne ve babasının, yedi kuşak boyu dede ve ninelerinin, onların aldığı gıdaların, yaşadıkları ortamların, bedensel, ruhsal/psişik yapılarının dahi etkisi/katkısı vardır.

Bu anlamda her Adıge bireyi, Adıge anlayışının, Adıge yaşam biçiminin, Adıge Xabze’nin, anayurt Kafkasya doğal çevresinin ve bu doğal çevrede doğup, oluşmuş Adıge toplumsal çevresinin ve tarihsel yaşam deneyim , birikimlerinin (yani zamanın) ortak ürünü ve bileşkesidir. Bu yüzdendir ki; özgündür, özeldir, daha güzeldir. Ve başka yerde yaşatılması, korunması, kendi iç dinamiği ve anlayışı içinde geliştirilmesi hiç kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Evet, insan ve değerleri çevre ile zamanın ürününün bileşkesidir. İnsanın en önemli ürünü ise sözdür. Her söz bir öz taşır, bir yaşam deneyiminin ifadesidir.

İnsanın başka insanlara karşı bulduğu ilk sözler belki selamlaşmaya ilişkin sözlerdir.

Adıge kültüründe eylemden soyut bir selamlaşma söylemi yoktur. Bütün selamlaşma söylemleri bir eyleme bağlıdır. Bu selamlaşma söylemlerine burada giremiyorum. Ancak bu söylemlerin hemen hepsinden sonra söylenen ‘yeblağ/yeblağe!’ veya ‘Gyeblağ/geblağe!’ söylemi üzerinde duracağız.

Adıgece’de ‘blı’ yedi demektir ve en ilginç eklerden biridir. Sanki biraz kutsal gibidir. Adıgeler’in, haftanın yedi günü olduğunu öteden bildikleri anlaşılıyor.

Pazartesi: blıge/blışha: ‘yedinin başı’ demektir. Gökteki takım yıldızı ‘jöğue zeşibl / veğue zeşibl: yedi yıldız kardeştir. Yedi gün, yedi yıl, yedi kuşak Adıge kültüründe önemlidir.

Selamlaşma sözlerinden sonra söylemler gelen ‘yeblağe/gyeblağe’ söylemi ‘yaklaş’, ‘yakınlaş’, ‘akraba ol’, ‘akraba arasına katıl’, ‘yedi kuşak arasına gir’ anlamlarına gelir. ‘L’ewıjjır bjjiblç’e mawe:soy/gen yedi kuşak öteye sıçrar deyişi hem tıbbi/genetik bir yaşam pratiğine, bilimsel ve teknolojik bir düzeyde işaret eder, hem de Adıgeler’deki geniş akrabalık anlayışını belirtir. Adıgeler’de aynı soydan gelen yedi kuşak, akraba sayılır ve bu akrabalar arasında evlenme olmaz. Bu anlayışın tam olarak geçerli ve egemen olduğu dönemlerde Adıgeler’de doğuştan, zeka engelli veya özürlü insanların görülmediği, yabancı gözlemcilerin tespitlerindendir.

İşte ‘ Yeblağe’ bu yedi kuşak arasına katıl anlamına gelir ki Adıgeler’de bir aileye hamil olan kimse ile o aile arasında, akrabalık düzeyinde bir saygı ve bağlılık oluşur.

Blağe : yakın akraba hısım demektir.

‘Blaner gızşalhfiğem yek’uel’ejı / blaner şşalhxuam yok’uel’ej: yiğit olan doğduğu yere döner’ anlamına geldiği gibi ‘hiç değilse yedincisi doğum yerine döner anlamına da gelir.’

Kısacası, Adıge Xabze’de yedi kuşağı kapsayan geniş bir akrabalık anlayışı esastır. Bu da sağlıklı ve güçlü bir toplum oluşumu ve düzeni açısından büyük önem taşır.

Adıge Xabze’ye göre toplumda herkes özgürdür. Gençler daha da özgürdür.

Denilebilir ki; Adıge yaşamının temeli bireysel özgürlük ve buna karşılık bireysel sorumluluktur. Toplum özgüveni tam, kişilikli özgür bireylere dayanır ve böyle bireyler yetiştirmeyi hedefler. Adıge toplumunda, feodal dönemde kölelere bile dahili ölçüler içinde Hak ve özgürlükler tanınmıştır. Başka bazı toplumlarda görüldüğü gibi, Adıge toplumunda kölelerin mal yerine konulduğu, eza ve cefa edildiği (belki bazı çok özel istisnalar dışında) görülmemiştir.

Adıge toplumunda her birey, oluşumuna aileler bazında özgürce katıldığı düzenleyici toplumsal kurallara Xabze’ye veya Adıgağe’ye (Çerkeslik ilke ve kurallarına, değerlerine, anlayışına) veya Ts’ıfığe’ye (insanlık değerlerine) uygun davranma sorumluluğu dışında tam anlamıyla özgürdür. Bu kurallar evlenmemiş gençlere daha büyük ve geniş bir özgürlük tanır. Ancak gencin de bu geniş özgürlüğü hak edecek biçimde Xabze kurallarını öğrenmesi, ona uygun davranmayı becermesi, o şekilde yetişmesi/yetiştirilmesi esastır. ‘Wıç’eleme wıdyel, wıdyeleme wetxhe/wış’elexu wodyele, wıdyelexu wotxhe: Gençsin/genç olduğun sürece delisin, deliysen/deli olduğun sürece mutlusun’ deyişi gençlere gösterilen hoşgörünün tanınan geniş özgürlüğün mizahi bir anlatımıdır.

İnsan evlendikten sonra ise artık sorumluluğu armış, doğal olarak özgürlük oranı daralmıştır. Kabul ve itiraf etmek gerekir ki; burada kadının özgürlüğü kocasına göre daha dardır. Örneğin evli erkek evlilik öncesinde olduğu gibi düğünlere katılarak gönlünce oynayıp eğlenebildiği halde, evli kadın düğünlerde ancak pasif bir seyirci olarak yer alır. Evli erkek dilediği her yere gidip dilediği herkesle dilediğince görüşüp ilişki kurabilirken, evli kadının özgürlük alanı kendi ailesi ve yakın akrabaları, kocasının ailesi ve yakın akrabaları ve yakın arkadaşlarıyla sınırlı gibidir. Kocasının, büyüklerinin bilgisi ve izni dışında bu sınırı aşamaz. Bu anlayış da toplumda ailenin taşıdığı büyük önem ve değerden kaynaklanır. Aile toplumun temel yapı taşıdır. Aile oluşturan bireylerin bu yapı taşını koruyup, güçlendirme, örnek olma sorumlulukları da vardır. Yeni evlenen delikanlı da zaman içinde bu ölçülere uymak zorundadır, bu ölçülere uyduğu ölçüde ailesini ve toplumunu temsil yeteneği kazanır, saygınlık ve itibarı artar.

Adıge Xabze katı , dogmatik kurallar bütünü olmayıp, kendi mantalitesi içinde esnek, devingen ve değişkendir.

Her Çerkes, bulunduğu yer, zaman ve konuma göre davranır. Bu duruma uygun bir Xabze kuralı yoksa veya bilmiyor olsa bile, o, kendisinin ve toplumun kendisinden bekleyebileceği biçimde davranırsa Xabze’ye uygun davranmış olur.

Nitekim ‘Yek’ur Xabzeşş: uygun olan töredir’ ve ‘Mıxhume zerexhow ş’ı!: olmuyorsa olduğu gibi yap/nasıl oluyorsa öyle yap!’ deyişleri bunu ifade eder. Bu ikinci söylemin bir başka anlamı da şudur: ‘Giriştiğin bir işi, baştan kararlaştırdığın gibi gerçekleşemeyecek olsa bile, vazgeçme, bir başka biçimde; o işi gerçekleştir, sonuca ulaştır.

Adıge Xabze, esas olarak feodal dönemde ve sınıfsal temelli olarak oluşturulmuş olsa da bireysel başarı ve üstünlük temelinde biçimlenir.

Adıge Xabze, aslında, feodal öncesi dönemden, belki en eski, ilkel dönemden bu yana oluşan yaşam deneyimi, birikimleriyle oluşmuş olmakla birlikte, feodal dönemin derin izlerini ve damgasını taşır, hatta Adıge Xabze’ye ‘Werkh Xabze’: soylu töresi de denilir.

Ancak Adıge feodal/sınıfsal yapısı, başka bazı toplumlarda olduğu gibi doğuştan ve aşılmaz sınırlarla çevrili bir kast yapısı taşımaz. Yukarıdan aşağıya doğru Pşı: prens, ‘l’ekhuel’eşkhşövalye, Werkh: soylu sanları, liyakat ölçüsüne göre Xase tarafından demokratik usullerde oy birliğiyle verilir ve geri alınır. Yukarıda değinildiği gibi, savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır.’ ilkesi esastır. Daha çok Batı Adıgelerinde egemen olan wıl’ime wıl’akhu: erkeksen/yiğitsen soysun/soylusun/sülalesin/ailesin deyişi bu ilkenin daha açık bir başka anlatımıdır.

Adıge Xabze’nin erkek egemen bir toplumsal yapının damgasını taşıdığı inkar edilemez. Bununla birlikte, Adıge töresinde kadının çok özel, çok saygın bir yeri ve konumu vardır. Çerkes toplumunda, erkek egemen görüntüye rağmen, asıl egemenlik kadındadır. Özellikle bilge Adıge kadını, bilge kadınlar piri Setenay Guaşe örneğini izleyerek, erkeğin egemen görüntüsünü bozmadan, onu yönetir ve yönlendirir.

Zorunluluk olmadıkça kadın evi dışında çalıştırılmaz. Çalışıp kazanmak erkeğin, kazanılan şeyi evde değerlendirmek, kullanmak, kadının işidir. Evde, avluda, bahçede kadın egemendir.

Toplumsal yaşamda en saygın yer ve statü öncelikle kadına, sonra konuğa, sonra yaşlıya, sonra Thamade’ye ve sonra da toplumsal statü önceliklerine göre diğerlerine aittir. Kadın, kim olursa olsun, ilke olarak erkeğin sağında, daha saygın konumda yer alır. Yalnızca o erkeğin kendi karısı, bu özel ilişkiyi belirtmek üzere solunda yer alır.

Adıge Xabze korunmalı mı?

Adıge Xabze elbette korunmaya çalışılmalıdır ama tümüyle korunması elbette düşünülemez. Çağa, yaşam koşullarına uygun düşmeyen, gelişmeyi, ilerlemeyi engelleyen ve zorlaştıran kalıplar elbette ayıklanmalı ve terk edilmelidir. Atın toplumsal yaşamdan çekildiği bu dönemde ata bağlı kuralların, davranış kalıplarının korunması hem anlamsız hem olanaksızdır. Aynı şekilde, feodal sınıflara bağlı kurallar ancak sosyal statüye uygulanarak korunabilir.

Çocuk eğitimine ilişkin P’ur veya Khan uygulaması aynı biçimde uygulanamaz ama tatil dönemlerine uyarlanarak sürdürülmesi düşünülebilir.

Bilindiği gibi ailede çocuğun eğitimi, babadan çok dede-nine, amca-dayı vb. büyüklere, aileye aittir. Çocuk, bu geniş aile ortamında eğitilir ancak bu tür genel ve doğal eğitim de yeterli olmadığından, çoğu zaman aileler annesine bağımlılıktan kurtulan çocuklarını eğitilmek üzere, güvendikleri başka bir aileye gönderirler. 10-12 yaşlarına kadar özel bir özenle yetiştirilen ve eğitilen çocuk, o ailenin P’uru yani Khan’ı olur. 10-12 yaşında özel hediyelerle ve törenlerle çocuk kendi ailesine götürülür, teslim edilir. Bu ilişki nedeniyle iki aile akraba haline gelir.

Bu uygulamanın, aynen korunamayacağı açıktır. Ancak bu uygulama, tatil dönemlerinde, bir bakıma staj mahiyetinde olmak üzere, çocuğun bir iki hafta/ay süreyle, başka bir aileye, tercihen de anayurt Kafkasya’ya gönderilmek suretiyle günümüze uygulanabilir ve taşınabilir.

Adıge Xabze gerçekten korunabilir mi?

Başta da belirtildiği gibi insan, çevre ve tarihin ortak ürünü/bileşkesi olduğuna göre Adıge Xabze’nin gerçek yapısıyla kendi mentalitesi doğrultusunda, kendi iç dinamiği ile geliştirilerek sürdürülmesi ancak o kuralların oluşup doğduğu çevrede yani anayurt Kafkasya’da mümkün olabilir. Başka deyişle Kafkasya’da oluşup biçimlenen değerlerin başka yerlerde aynen korunması ve yaşatılması hiç de kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Buna rağmen, Adıge törelerini öğrenmek, çağdaş yaşam koşullarına uygulayarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışmak, her Adıge için ve onların örgütlü oldukları yegane sivil toplum kuruluşları olan kültür dernekleri için en önemli doğal ulusal görevlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Av. Fahri Huvaj’ın 19-01-2002 tarihinde Bursa’da ve 20-01-2002 tarihinde Bandırma’da verdiği konferansların özetidir.

Bu kavramlardaki ‘x’ harfi ‘ks’değil, Adige-cedeki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder. (Bkz: ‘Adige Alfabeleri’adlı eser-Av.Fahri Huvaj)

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÜĞÜNLERİMİZ

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÜĞÜNLERİMİZ

(Ayşe MERMERCİ, Banu BAYBURTLU, Nejan HUVAJ, Sine GÖKSOY)
Nart  Dergisi  5. Sayı – 1998
……..
ne tuhaf kadehler insanı kaldırıyorlardı
ve insanlar dillerini unutup
ulusal söylevler veriyorlardı
ve gelenekleri yargısız infazlayıp
alnının şakından
ya çağdaş versiyon
ya ilerici enternasyonalizm
ya da yeni dünya düzeni
diyorlardı adına
ya da
üzüm üzüme baka baka
herkese
ve her şeye rağmen *
……….
Ulusal kültürün, kimliğin göstergesi olan gelenekler ve bu geleneklerin kuralları, içinden çıktığı toplum tarafından konulur. Yine o toplum tarafından geliştirilir ya da değiştirilir. Bir gelenek zamanla toplumsal niteliğini kaybetmişse varlığını yitirir, yerini değişimle bağdaşan yeni bir geleneğe bırakır. Toplumsal değişimin istila, işgal, göç gibi nedenlerle gerçekleşmesi durumunda ise başka kültürün etkisine girmiş, toplum değişimini asimilasyon yönünde gerçekleştirmiş olur. Nitekim 1864?de gerçekleşen sürgün sonrasında dört bir yana dağılan Çerkes halkı aynı durumla karşı karşıya kalmıştır. Önceleri dışa kapalı köy yaşantılarında, yani diğer kültürlerle iletişimin az olduğu dönemlerde benliklerini, kimliklerini ve geleneklerini koruyabilmişler fakat, daha sonra ortaya çıkan teknolojik gelişmeler beraberinde endüstrileşmeyi ve toplumsal hareketliliği de getirince, değişen zaman ve çevreye göre yeni gelişmelere uygun olarak bu gelenek ve göreneklerimizin, kısacası kültürümüzün çözülmeden nasıl yaşatılabileceği sorunu ortaya çıkmıştır.
İşte kaçınılmaz olan toplumsal değişim karşısında, şairimiz Thatsı Tamer?in büyük bir endişe ile dile getirdiği asimilasyonu ürkütücü boyutuyla yaşamamak için ne yapabilirdik bilinçli Çerkes gençleri olarak? Yani, dememek için ilerde:
………
mavi küre yine dönüyordu aynı hızıyla
silahlanma yarışında hiç kimse galip gelemiyordu
kavgamızsa ele avuca sığmıyordu
ama
bir
benim
diyen de
pek az çıkıyordu
ve çocuklar artık
kardeş halklar masalını sevmiyordu
ne tuhaf
……..
diye.
Kültürümüzün en belirgin öğesi olan düğünlerimizi nasıl yaşatabilirlik özüne uygun olarak, neydi olması gerekenler? Hani şu düşünmesi bile hayali olan, öylesine gerçek olan olması gerekenler…
Bizler yeterince yaşayamamanın ve görememenin burukluğunu hep hissederek yirmi küsürcük yaşımıza kültürümüzden neler katabilmişsek, buna göre köy düğünlerinin şehirde yapılan salon düğününe ne şekilde uyarlanabileceği üzerine düşüncelerimizi ve rahatsız olduğumuz konuları kaleme almak istedik.
Bu konuda da öncelikle davetin ne şekilde yapılabileceğini ele alalım dedik:
Düğüne davet edilen konuklara gönderilecek olan davetiyelerin, damadın düğünden önce bir arkadaşının evine misafir olarak gitmesi, gelin geldikten sonra misafir alan evin düzenlediği bir törenle baba evine getirilmesi geleneğine uygun olarak, damadın yakın arkadaşları tarafından dağıtılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Gelin ve damadın düğüne katılmaması geleneğinin devamı ise salon düğünü açısından oldukça zordur. Çünkü düğünlerimiz toplumsal değişimin etkisiyle eskisi gibi haftalarca sürmüyor. Bir sorun da akrabaların sık görüşemiyor olmalarından, yakınının düğününe gelen davetliler gelin ve damadı bir arada görmek konusunda hemfikirler. Fakat çiftlerin özellikle de gelinin oynamaması hala korunan ve korunması da gerekli olan bir geleneğimizdir.
Katıldığımız düğünlerde dikkat ettiğimiz ve edilmesi gerektiğine de inandığımız diğer bir konu dansa katılacak gençlerin ve diğer konukların da giyimlerine özen göstermeleridir. Bayanların fazla dikkat çekmeyecek şekilde sade olduğu kadar zarif görünmeyi sağlayan ve kaftan geleneğinin devamı olarak uzun etek giymeleri, bayların ise yapılan düğüne, dansa katılan bayanlara hürmeten ve nezaketen blue-jean değil kumaş pantolon giymeleri daha hoş karşılanmaktadır. Rahatsız olduğumuz diğer bir konu, düğüne içkili olarak gelinmesidir. Ayrıca, kültürümüze yabancı konuklar için, sırf onlar Çerkes düğününün ne şekilde yapıldığını görsünler diye, yalnızca orkestranın çaldığı Şeyh Şamil?le değil, kültürümüzü yaşatmanın bilinciyle sadece akordeonla ve tüm danslarımızı düğün boyunca oynayarak gerçekleştirmeliyiz.
Salon düğünlerinin olmazsa olmaz bir bölümü olan takı merasimi ise Çerkes kültüründe olmadığından, gelin ve damada bir armağan verilecekse bunun, tebrik maksadıyla yanlarına gidildiğinde verilmesi daha makbule geçmektedir.
Bizler kültürümüzün tacı olan düğünlerimizin özüne uygun olarak salon düğünlerinin nasıl gerçekleşebileceği konusundaki düşüncelerimizi yaşadığımız deneyimler ( başta da belirttiğimiz gibi yirmi küsürcük yaşımıza sığdırabildiklerimiz ölçütünde) ile bu yazımızda dile getirmeye çalıştık. Yazımıza son noktayı koyarken dileğimiz, düğünlerimizi sonsuza dek sürdürebilmek… İstiyoruz ki yaşatamadığımız değerlerimiz de yazılı olarak bırakılabilsin bizden sonrakilere. Yazılı olarak kalabilsin ki okunduğunda mantıklı bir yorumla ne şekilde korunarak devam ettirebileceğimizi sorgulayabilelim hep birlikte… Bu konudaki eksikliklerimizin sayın büyüklerimizin yardımıyla, yaşatabilme kaygımızın da sevgili arkadaşlarımızın, gençlerimizin yani bizlerin çabasıyla giderilebileceği inancındayız.
Saygı ve Sevgilerimizle…
(*) Thatsı Tamer, İçimdeki Köyün Delisi, 1997, s.36

Cevapla

Scroll To Top